
(Çalışma masamda aniden arz-ı endam eden minik bir kınkanatlı üzerine kendi kendime yaptığım bir sohbetin özetidir) – Aman efendim kimler gelmiş! Ne arıyorsun bakayım sen bu karmakarışık masanın üstünde? Senin şu anda ağaç yapraklarının üzerinde falan dolaşıyor olman gerekmez miydi? - Eh ne yapsın hayvancağız? Yolunu kaybetmiş olsa gerek. Hem ne olacak, böcek işte… Aklı olsa gelir mi böyle tehlikeli bir yere? – Evet, hem utanmadan buralara geliyor, hem bir de benim not defterimin üzerinde salına salına geziyor! – Fakat anlayış göstermemiz lazım. Biz değil miyiz bunların doğal yaşam alanlarının ortasına bu betonları diken? Burası belki de senden çok onun hakkı… – Hadi canım! Ne yani, çayırda mı oturacaktım? Şimdi parmağımla ezeyim de görsün gününü! – Dur ne yapıyorsun! – Ne mi yapıyorum? Hiç; ezip öldüreceğim işte… – Ciddi olamazsın! – Neden yahu? Böcek işte, ne var bunda? – Ne demek “böcek işte”? Baksana şunun güzelliğine! Hem o da bir can, yazıktır… – Yahu tamam, candır falan da, ne işi var masamın üzerinde? Hem kirletir bunlar ortamı, mikropludurlar falan. – Dur biraz! Öncelikle bu bir kır böceği, çok güzel bir kınkanatlı. Baksana şu kabuklaşmış üst kanatlarının rengine? Nasıl kıyılır buna? Hem bunlar öyle pis yerlerde dolaşan böceklerden değiller ki! Ağaç yapraklarını kemirip, gezer dururlar öyle. Neden mikrop taşısın? Hamamböceği falan olsa tamam anlarım da… – Tamam tamam, anladık temiz hayvan… Fakat sen de bu gün amma şiirselsin ha! Bir böcek öldürmeye kalktık amma methiye düzdün hayvana! – Haksız mıyım ama baksana. Böcek deyip geçme. Şu eklemli bacakların yürürken yaptığı hareketlerin karmaşıklığına, harikuladeliğine bir dikkat et, bak… Kafasındaki duyargalar nasıl da sallanıyor sağa sola sürekli olarak! Minicik bir can, sürekli arıyor, kendince çalışıyor, asla boş durmuyor. Hem de işini en güzel biçimde yapabilmek için kimbilir nerelerden ta buralara kadar gelivermiş işte… – Of baydın beni abicim ya… Bak şimdi daha beter öldüresim geldi! – Aman dur! Yahu kardeşim, birisi sana aynı şeyi yapsa; şöyle koca bir dev parmağıyla seni “cort” diye ezivermeye kalksa, hoşuna gider mi? – Ne alakası var şimdi ya? Ben insanım, o böcek. Benim annem benden bir tane doğuruyor, bunun annesi bir anda belki beş bin tane yumurtluyor. Ne fark eder yani birini öldürsen? Amma büyütüyorsun sen de meseleyi. – Öyle deme, bu kadar basit fikir yakışmaz bize. Düşünsene, canlı olmak ne demek? O da bir canlı; bütün dünyayla, hatta bütün evrenle bağlı o. Evrendeki milyonlarca bileşen o canlı olabilsin diye hizmet ediyor. Her şeyin hassas dengesi sayesinde varız biz de o da… – Abim iyice uçtun sen! Bak böcek de durdu bizi dinliyor sanki… – Dalga geçme, düşün bir. Bu minik mucizenin canlı kalabilmesi için ne kadar karmaşık mekanizma işliyor, sen biliyorsun bunları. O küçücük bedende ne kadar teçhizat var; hatırlasana aldığın entomoloji (böcek bilimi) derslerini! Bunları bile bile nasıl canına kıyacaksın bu hayvanın? Bir maymun, bir fil bunu yapsa tamam derim ama bir insan nasıl olur da kıyabilir böyle bir harikaya? Allah ona can vermiş, almak sana mı kaldı? – Tamam abicim tamam; aaa! Dur bari pencereden atayım şunu… Isırmaz değil mi? – Nasıl ısırsın yahu, baksana… Minicik bir kafa, ucunda yaprak gibi iki-üç parçalık bir ağız. Sadece yaprakları kemirmeye yarar. Hem cüsseniz arasındaki farka bak; ısırsa bile ne yapacak Allah aşkına? Bak nasıl da durmadan açılıp kapanıyor ağzının parçaları, yiyecek bir şeyler arıyor galiba… – Üff! Hakikaten, ağzı ne acayip yahu… Kitaplarda o kadar gördüm de ne zamandır yakından bakmamıştım. Kuyruğu da bir acayip oynuyor baksana… Ama gene de biraz tırsıyor insan ne bileyim… [yarım saat kadar sonra] – Yani bu kadar işin gücün arasında yarım saattir bu arkadaşı seyrettirdin ya bana, helal olsun sana! – Pişman mısın ama bak; ruhun dinlendi değil mi, itiraf et… – Evet evet, tamam. Fakat bir sorun var… – Nedir? – Sanırım ben artık hamamböceği falan da öldüremem… – Aynen! Hatta geçenlerde şu mikroskobik halı böceklerinin resmini gördüm de… – Aman dur! Beni bulaştırma, işim gücüm var! – Tamam, tamam…
Sinan CANAN

Comments